Kayıtlar

BİR KADIN VE BİR ADAM

Resim
Bir zamanlar çekilmezbir adam vardı. Sıkıcı mı sıkıcı. Her şey canına bir anda tak ederdi sanki. Halini tavrını görseniz, siniri hep bir, delirmeye ramak kalmış derdiniz. Tüm dünyanın onunla uğraştığınıdüşünür dururdu daima. Hani böyle, merkezde o, etrafı dikenli insanlarla çevrili. Tek akıllı, tek haklı, tek düşünür ve bu yüzden geri kalanlara tahammülsüz. Öyle bir adam. Her şey ‘eh işte’ idi ona göre. Güzel güzel değildi, çirkinse çirkin. Ne çok heyecanlanırdı, ne öylece sakin. Her şeyin grisini giyinmişti üstüne, her şey ona ‘idare eder’ idi. Görseniz, hayata dair hiç heyecanı kalmamış dersiniz.Ancak öyle güzel taşır ki üstünde o ‘eh işte’ liği, bir süre sonra normal olduğuna inandırırdı sizi. Sağı solu yoktu hayatın onun için, orta yolu bulmak en güzeli. En sevdiği cümle idi, sık sık tekrar eder ‘ her şeyin fazlası zarar.’ İnandırırdı da sizi öyle ki, aşkın bile abartılacak bi şey olmadığını düşünürdünüz onunla. Yanında kahkahalarla gülerseniz, aşırı hissederdiniz kendinizi. Utan…

NAZIM'DAN ERGUVANLAR

Resim
Anlamıyorsun Nazım. Bastığı yerleri küle çeviren insanları var bu dünyanın. Görmüyorsun, duymuyorsun, uyanmıyorsun Nazım. Ki kalkmış bana kuşlardan, çiçeklerden, baharlardan, sabahları açan güneşten bahsediyorsun. Ellerimi tutup çaba sarf ediyor ve en kötüsü de umut aşılıyorsun. Ölmediğim, öldürülmediğim her güne şükretmek zorunda bırakıldığım, bir gün daha fazla yaşadığım için tapmamı istediğin Tanrına rağmen. İşkenceler içindeyken birileri senin gülümsediğin dakikalarda, gülümseyebiliyorken hala, aklına çok bel bağlamışken şimdi, kalbine rağmen. İyilik istiyorsun benden, geriye kalan, çevreme ilmek ilmek örülen tüm kötülüklere rağmen.
Hayat istiyorsun benden Nazım. Yaşamak, konuşmak, avazım çıktığınca kahkaha atmak. Bir çocuğu doyurmak, milyonlarcası açken, tutmamı bir ucundan, koca kazandaki çorbada tek tanecik tuzum ben. Şeytan var diyorsun, uyma ona. İlginç olan şeytanın varlığı sanıyorsun. Daha kötüsü, bunca zulmü uzaktan izleyen bir Tanrı var, bilmiyor musun? Şeytan her yerdeyse…

TÜRK EDEBİYATININ İLHAM PERİSİ; TOMRİS UYAR

Resim
Edebiyatta kendine muhteşem bir yer edinmiş ve kendilerini bizim edebiyat sevdamızın sayfalarına kazımış kimi kadınlar, yalnızca başarılı eserleriyle değil, özel hayatı, psikolojik sorunları, melankoli dünyası ve ilginç yaşam öyküleriyle de dikkat çekmektedir.İşte bu kadınlardan biri; Tomris Uyar.
Elbette Tomris Uyar dediğimizde hemen aklımıza Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Edip Cansever de gelmekte ve Türk edebiyatına damga vurmuş bu kişiler Tomris Uyarı yalnız anmamıza izin vermemektedir. İnsanoğlu merak etmeden duramaz. Bir yazarın çok iyi bir kitabını, çok iyi bir şiirini okuduğumuzda, hemen ona bu satırları yazdıran hayatı, kişileri ve sebepleri merak ederiz. Sonuçtan ziyade, nedenleri irdelemek, belki en güzel özelliklerimizden. Sevdiğimiz, takip ettiğimiz edebiyatçıların yalnızca eserlerini değil hayatlarını da biliyor oluşumuz, okuduğumuz her şeye daha fazla anlam katıyor sanki.
Örneğin Turgut Uyar’ın şu satırlarının ilham perisinin Tomris Uyar olduğunu bilmek, daha içten hiss…

SIZI

Resim
Yalnızlık tutar kalemim,
Kim bilir kaç geceye daha gebe
Gidişine yazamıyorum, gidişini yazamıyorum
Ah canım,
Hangi acıya yarabandısın, hangi ruha ilaç
Ah canım,
Suçlama tutamadığım ellerimi
Ben ister miydim kanatmak çiçekleri
Sardunyaları solmuş o evin balkonu,
Ne denli direnebiliriz acımasızlığa
Nasıl bir güç, hangi Tanrı kurtarır bizi
İnsanı, iyiyi, çiçeği, kadını
Kaç tane daha olmalıyız, hazır olmak için savaşa
Ah canım,
Ah gülüm,
Güzel aklın hep toz pembe
Kaç insan daha ölsün, dönmen içi gerçeğe.
Yaşamak zor, yaşamak kötü
Kim dedi en kolayı, çok mu zor, kapat gözünü
Ah canım, her yer acı
Hangi birine yanalım, sakın sözünü
Kaç kere gelir dünyaya bir insan
Değer mi dersin yarını, bugünü, dünü.
gülümse mi dersin ve bir palavra tutmuş dilin
‘hayat güzel’
Daha kaç kere sevmeliler seni
açman için gözünü.
Ah canım,
Seni hiç sevdiler mi sahi,
kaçıncı sevdada doyar ruhunun yaşama sevinci
Deme gözünü sevdiğim,
Yalanı tutmaz dilim
Ne hayat güzel, ne de her şey güzel olacak.
Kapat gözlerini, m…

İMTİHAN

Resim
Değil mi ki hep haklı insanoğlu. Doğuştan kendine savaşı. Bir kanamaya dursun dizi, yer çekimini beller düşmanı. Güneşi, ayı, denizi, yeşili. Nasıl sorgulatmaz barışı. Öyle kin, öyle nefret. Kalbinin yarası derin dizinden. Milyonları sığdırsa nafile bedenine geçer mi sandınız yalnızlık yazgısı.

Değil mi ki hep kötü insanoğlu.

Doğuştan en güzele savaşı. Ağacı, hayvanı, çiçeği, çocuğu, Her biri maktul elinde Öyle acımasız, öyle soğuk, öyle sancılı Çekeceği var her canlının, Dünyayı yese doyar mı sandınız koca karnı.

Değil mi ki hep kızgın insanoğlu. Doğuştan doğumuna savaşı. Gülüşüne sığdırabilir dünya kadar yalanı. Yüzyıllardır yıkar tüm duvarları, aşar sınırları Ki atlar atına, uçurur toprak uğruna kafaları Öleceği var tüm toprağın elinde Fethetse dahi Tanrı’yı, diner mi sandınız iştahı.

Değil mi ki hep yalnız insanoğlu. Doğuştan içindeki boşluğuna savaşı Bakmayın yanlarında taşıdıkları milyonlarına Kötülüğü unutturmuş kalbinin yerini, Boşluğu aşamaz sınırlarını. Parçalasa tüm dünyayı etli elleriyle, Alır mı sand…

İRAN EDEBİYATINA KEDERLİ BİR İSYAN ; FÜRUĞ FERRUHZAD

Resim
“İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır. Kendi varlığımın sesi olayım dedim, yazık ki kadındım.
Bedava bağışladığım gönül hariç,
Ona verdiğim her şeyi helal ettim.”

Her şiiri, şiirlerinin her bir satırı derin bir hüzün, derin bir acı barındırır, ve biz, biraz ruhumuzdan kalmışsa bir parça, hissederiz iliklerimizde Füruğ Ferruhzad’ın şiirlerine akıttığı o güzelim acılı ruhunu. İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad, 1935’te kadın olmanın çok zor olduğu dönemlerde dünyaya geldi. Yazılı olmayan kurallarla çevrili yaşamak bir kadın için çok kolaymış gibi, üstüne bir de hayatını kafeste yaşıyormuş hissi veren kanunları bile vardı doğduğu ülkenin. Adaleti, mahkemesi, kanunları, kuralları aleyhineydi sanki kadınların. İşte böyle bir ülkede şiir mücadelesi verdi Füruğ. Babası Albay Muhammed Ferruhzad, askeriyedeki otoritesini ve acımasızlığını evde de konuşturuyordu. Tıpkı bir askeri düzen hakimdi tüm eve. Çocuklarını hayatın zalimliğine, acımasızlığın…

SİZE KAÇ DOĞRU LAZIM?

Resim
Buraya kaçıncı gelişim bilmiyorum. Ama o yokken ilk kez dolaşıyorum eskimiş parkelerin üzerinde.Ellerim, yarısı çürümüş duvar kağıtlarının üzerinde geziniyor. Her şey tozlu, her şeyin üzerinde eskiliğin o müthiş hüznü. Ne kadar tozlanmışsa eşyalar, sanki o kadar üzgünmüş gibi gelir bana. Üzerlerindeki toz zerreciklerinin sayısı kadar gözyaşı tanesi eder yaşanmışlıklar. Hayat, gideni tutamayacağımız kadar güçlü. Oysa kaçıp kaçıp sığındığım bu ev, kendimi bulduğum, kendimle tanıştığı bu ev, üstüme üstüme geliyor şimdi. Belki de buraya adım atmayı bu kadar beklememin sebebiydi bu ne hissedeceğimden korktuğum şeyler. Tam üç yıl sonra. Onu kaybetmemin üzerinden üç yıl geçti. Onu sadece ben kaybetmiş gibi hissediyorum, tam üç yıldır. Ve bu ev. Şimdi bu ev, benden daha acı çekiyor gibigörünüyor.
Teyzem öleli üç yıl oluyor. İntihar mı, kaza mı, hala bilemiyorum, bilemiyoruz. Nasıl olabilirdi ki onun ölümü başka. Ardında soru işaretleri bırakarak. Ölümünü çok uzun süre atlatamadım. Kendimi g…