Kayıtlar

BİR KÜÇÜK KADIN VE REVOLVER

Resim
Bir küçük kadın
Nefes alıyor gecenin sessizliğinde, darmadağınık içi
Gözleri seçemiyor güneşi, aydınlık bu ya
Hangi isyana gebe bedeni, sorsan, ruhu süt dökmüş kedi
Bir küçük kadın, anlatamıyor içinin sellerini
İnsan diyor, ne kadar küçük, kendi varlığının sesiymiş tüm ederi

Bir küçük kadın, elinde bir revolver, babadan kalma, eski mi eski
Ölüsü değerli dirisinden, hakkım helal diyecekler mi
İyi insandı, kader bu ya, kadındı ne yazık ki
Doğuştan kilitlenmiş kafesi, kuş olsa bile var mı önemi
Bir küçük kadın, içinin sellerine karışıyor gözleri
Özgürlük bu ya
Affetmeye yeter mi nefesi
Bir küçük kadın
Ettim diyor, hakkım helal, ferahlatır mı içimi
İki satır düşüyor aklına, yarasına gizlediği
Bedava bağışladığım gönül hariç,
Helal ettim ona verdiğim her şeyi’
Dinliyor bi süre kendini, affetmeye yetti mi cılız sesi
O ki, bana tüm insanlığın timsali
Yeter mi affetmeye tüm dünyayı, minicik yüreği
Bir küçük kadın
Affetmek Allah’a mahsustur, bırak diyor yüreğinden büyük işleri
Tavşan küsmesine …

MERHABA NALAN

Resim

KALIŞLARA

Resim
Küçük bir çocuk değilsin
Ürkek, umutlu, güven dolu
Her yağmur sonrası açan güneşe inançlı
Her gidenin arkasından dönüşünü bekleyecek kadar masum
Ellerin taş, ellerin kanlı
Tek savaşın kanayan dizlerine karşı
Küçük bir çocuk değilsin
Ellerin acımasız, ellerin zanlı
Kalabalık suç ortakların, yalnız değilsin

Yağmur değilsin, suların yetmez baharlara
Ateş gerçek, yangınlar var, bakma sen çocuklara
Canın acıyacak kadar hissediyorken yaşamayı henüz
Durma,
Ellerin susuz, ellerin kor
İlaç olamaz insansız kalabalıklara
Çocuk değilsin, yara bandı kapatmaz dizindeki yaraları 
Vaktin mi çok, zaman almış başını
Savaşma.
Hangi deniz mümkün kılar, vurgun yemeden dalmayı.
Bakma sen aşıklara
Ellerin küçük, ellerin yaralı
Her ağaca kazabilir misin adını
Ellerin diyorum, sen borçlu, onlar alacaklı
Çocuk değilsin, aç gözlerini
Hayat zor, hayat kavuşamayan aşıklar cehennemi
Alacaklarını unut, yıllar duymaz sancını
Aç gözlerini, bulutlar mavi.
Çocuk değilsin
Ellerin siyah, ellerin kömür karası
Borçlarını sil…

CESUR OLMAYAN ŞÖVALYE VE KIRMIZI GELİNCİK

Resim
Yine bahar geldi bayım. Yeşillendi gökyüzü, soğuk değil suları insanların, üşümüyor çiçekler. Kim öğretti size baharın gelişiyle gülümsemeyi. Kim dindirdi akar sularımızı,sankiyanlışmışız, sanki hiç yanmamışız gibi. Yangınlarımızın üzerini örten yağmurlarımız da terk-i diyar şimdi. Yangının yaktığını kim öğretti size, etinizin acısına dayanamamayı. Ellerimizin, gün gelecek, küçücük kalacağını, geçiremeyeceğimizi dişlerimizi hiçbir arzuya. Ben Şubat’ta kavruluyor Temmuz’da üşüyorken, kışın üşüttüğünü, güneşin yaktığını kim anlattı teninize.
Hayat bir uçurumdan ibaret bayım. Yol bir kısa, bir uzun. Bazen engebeli, bazen yalın. Ama bitiyor bayım, geliyor insanoğlu yolun sonuna. Her canlı uçurumun kenarına varacaktır. Her canlı tadacaktır ölümün o soğuk nefesini. Ve takılacaktır gözü uçurumun kenarındaki o açmakla açmamak arasında kalmış, rüzgara direnmekten yorulmuş kırmızı gelinciğe. Gelincikler kırmızıdır, bilirsiniz, dinmez alevi. Ulaştı mı ayaklarınız yolun sonuna, tanışacaksınız on…

EDEBİYAT'A BİR KADIN DEVRİMİ; VİRGİNİA WOOLF

Resim
Edebiyata ruhunu ve kendini adamış her kadın minnettardır ona.Ki o, kadınlara yazmayı öğretmiş ilk cesur kadın yazarlardandır. Virginia Woolf, günümüz kadın yazarları kadar yazmanın kadınlar için bu denli kolay olduğu bir dönemde yaşamadı nitekim. Ciddi psikolojik baskılarla, ötekileştirmeler ve dışlanmalar eşliğinde yazdı, yazdılar ve dünyaya ve hafızalara güçlü ve başarılı kadın yazarlar olarak kazındılar. Her kadının, her kadın yazarın müteşekkir olduğu ruhtur Virginia Woolf. Bu satırlar ona selam olsun.
Güçlü, zengin ve şanslı bir ailede dünyaya geldi Virginia. Dönemin kadınlarına kıyasla daha az ötekileştirildi belki. Yazmak ve öğrenmek konusunda daha şanslıydı. Bilgili, yazmayı ve öğretmeyi seven bir babası vardı, ki en büyük şansı oydu belki. Yazmak için bolca imkanı ve en önemlisi “kendine ait bir oda”sı vardı. Ancak her kadın gibi, içinde bambaşka bir dünyası, içinde yaşattığı binlerce kadını vardı. İntihar girişimlerinin ve ruh sağlığının en büyük sebebi olan iç dünyası. Be…

SÜKUTU ALTIN KADINA

Resim
Yüreği yangın, bedeni buz kesmiş kadın
Hangi bıçak değdi etine, hangi savaşın izleri bedeninde
Ne denli yağmalı yağmurlar ki, can düşsün çiçeklerine
Hangi eller ısıtmaya yeter artık, ruhunun buzul çağlarını
Kaç kış yetti söndürmeye, çağlayan yangınlarını
Yüreği kor, bedeni yorgun kadın
Hangi gidişler tuza gömdü,dikiş tutmaz yaralarını
Yaraları terkedişlerle kaynayan kadın,
Ki kapatışın kalbini, şerefineydi varolmuş tüm umutların,
Anlat seni
Hangi anahtar açmaya yeter, kırgın kapılarını
Anlat ki bilsin,
Sevmesi zor, bilirsin, en çok nerden yaktı canını
Gidişlere dilsiz, yüreği lal, kalbi kör kadın
Kalmak zor, bilirsin
Hangi gidişlere feda olsun, kısacık kestirdiğin saçların
Gülüşünü acısına feda eden kadın
Buralar pek günlük güneşlik değil bu aralar, konuş seni
Hangi gece yetti söndürmeye güneşini
Konuş ki bilsin
Gelmeyeni beklemek dile getirmez çiçeklerini
Sözü saklı, sükutu altın kadın
Dönmesi zor, bilirsin
Dönecek olan, geri getirmez götürdüklerini

Haykır seni,
Haykır ki bilsin,
K…

MERHABA İYİLİK, MERHABA BENİM MURAT ÜSTÜNDEKİ YALNIZLIĞIM

Resim
Evlerin solgunluğundan geliyorum, dedi, sesindeki karıncalanmayı gözlerinin nemiyle silerek; dünyayı tek bir renge indiren o uzun incinmişlikten. Sevgisizliğin ve doyumsuzluğun emzirdiği bir kadınla, aşkı ve kadınları aşağılayan bir adamın zehirli suyundan doğdum. Derin ve dar bir alacakaranlıktı akıp geldiğim yatak. Kime biraz gülümsediysem, garip bir önlem duygusuyla, bir yerlere gecikiyormuş gibi telaşlı, arkasını dönüp gitti. Korkunun ve bencilliğin cumhuriyetinde kabalığın kırıcı saltanatıydı yaşadığım. Herkes büyük bir ikiyüzlülükle bir erdem, bir zorunluluk gibi ölümü kutsuyordu. Kimsenin yağmuru seyretmediği bir dünyada yıldızları sevmenin yalnızlığı ile her gün biraz daha geri çekildim. Üstüme örttüğüm yorgan yüreğimdeki serçenin küçücük ürkek kanatlarıydı. Kimse, ilkyazın sevgi, yazın dinginlik, güzün bitiş, kışınsa sıcaklığı bitiren bembeyaz bir düş olduğunu anlatmadı. Ne zaman bir sızıyla gözlerimi bulutlara, ağaçların uç dallarına, rüzgarın ufukta çaldığı ıslığa çevirdiys…